
Avrupa’nın her bir köşesini ayrı ayrı sevmeme rağmen, İspanya ve İtalya’nın bendeki yeri her zaman için ayrı olmuştur. Bu iki ülke turistik açıdan o kadar doyurucu ki insan sürekli yeniden gitmek, farklı bir noktasını keşfetmek ya da daha önce gittiği yerleri tekrardan yaşamak istiyor. Madrid de seyahat planı yaparken sürekli gündeme gelen ancak hep ertelediğimiz şehirlerdendi. Bu yazımda; sürekli ihmal edip, erteleyip durduğumuz ve sonunda gerçekleştirebildiğimiz 3 günlük Madrid seyahatimizi anlatacağım.

İspanya Avrupa’daki en eski devletlerden biri. M.Ö. 2. yy’da Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olan İspanya 410 yılında Vizigotların eline geçmiş, 700’lü yıllarda ise Arap hakimiyetine girmiş. Daha sonrasında Netflix’teki dizilerden tanıdığımız Aragon ve Kastilya Krallıkları devreye giriyor. 16-17. yy’da Kolomb’un Amerika kıtasını keşfetmesi ile İspanya çok büyük bir zenginliğe ve güce ulaşmış. Sömürgecilik sayesinde Dünya’nın her yerine yayılmış. Ancak 19. yy’da İspanya İmparatorluğu dağılmış. Amerika’daki bütün sömürgeleri ise bağımsızlık kazanmış. Sonrasında Cumhuriyet dönemi, İç Savaş, Faşist Franco dönemi falan derken 1975 yılında General Franco’nun ölmesiyle İspanya Kralı 1. Juan Carlos tahta çıkmış ve Cumhuriyete geri dönülmüş.
İşte medeniyeti bu kadar eskilere dayanan bir ülkenin başkenti olan Madrid, İber Yarımadası’nın tam ortasında yer alıyor. 7 milyon civarında nüfusu ile Avrupa’nın en kalabalık 5. şehri olma özelliğine sahip. Siyaset, eğitim, moda, kültür, sanat gibi bir çok konuda İspanya’ya öncülük ediyor. Futbol konusunda ise olay İspanya hatta Avrupa sınırlarını bile aşmış durumda. Dünya’da parmakla gösterilen futbol klüplerinden Real Madrid ve Atletico Madrid’e ev sahipliği yapıyor.

İspanya kozmopolit yapısına rağmen gezmesi oldukça güvenli bir şehir. Gece gündüz rahatlıkla gezebilirsiniz. Turistler açısından bu şehirdeki en büyük sorun kapkaççılar. Gece olsun gündüz olsun çantanız konusunda çok dikkatli olun. Pasaport, para ve kredi kartlarınızı ayrıca korumaya özen gösterin.
Pahalılık bakımından Madrid, Avrupa ortalamasında. Öyle İskandinavlar gibi almış başını gitmiş bir şehir değil. Sadece bir şeyler almak istediğinizde, etikette yazan fiyatı 50 ile çarpmanın vermiş olduğu bir hüzünle geziyorsunuz. Türklere her yer pahalı durumunun ötesinde bir pahalılık yok yani.
Madrid tam bir futbol şehri. Az önce de dediğim gibi Real Madrid ve Atletico Madrid bu şehrin takımları. Ancak bu iki takım çok farklı grupları temsil ettiklerinden aralarında bitmek bilmeyen bir rekabet var. Şöyle ki; Real Madrid, ismindeki ‘Real’den de anlaşılacağı üzere kraliyet takımı. Haliyle de taraftarları daha çok kral yanlısı, aristokrat ve kalburüstü kişiler. Buna karşılık 3 Basklı öğrenci tarafından kurulmuş olan Atletico Madrid ise daha halktan bir takım. Yani bu iki takım arasındaki rekabet spordan çok politik nedenlere dayanıyor.

Akdeniz ikliminde yaşayan insanlar kuzeylilere göre çok farklı oluyorlar. Yani bir İspanyoldan Alman disiplini beklemememiz gerektiğinin bilincindeyiz elbette. Ancak bu kadar gevşeklik de biraz fazla sanki. Benim Avrupa’da gördüğüm en tembel, en keyfine ve boğazına düşkün topluluk İspanyollar. Dünya yansa umurlarında değil sanki. Bağıra bağıra konuşmaya, eğlenmeye, partilemeye bayılırlar. Avrupa’nın geri kalanında insanların evlerine yatmaya gittikleri saatte, İspanyol kardeşlerimiz akşam yemeğine çıkarlar. Gece sokaklar tıklım tıklımdır. Yemek onlar için keyifli bir ritüeldir. Sosyalleşmeye bayılırlar, cafeler, restoranlar, barlar ve gece klüpleri her zaman ağzına kadar doludur. Haa bir de ingilizceyi çok iyi bilmezler. Madrid’in en turistik noktalarında hatta havaalanında bile kimse tek kelime İngilizce bilmediğinden el kol yordamıyla anlaşmak zorunda kalırsınız. Sonuç olarak İspanyollar sevimli, yardımsever, hayattan keyif alma noktasında örnek alınması gereken bir millet.
Ne zaman gidilir?
Madrid’e Akdeniz iklimi hakim. Hani şu ortaokul coğrafya derslerinden beynimize yazılan ‘yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer’ cümlesi Madrid’de geçerli işte. Bu durumda Madrid seyahati için en uygun dönem İlkbahar ve sonbahar ayları oluyor. Mart ayında ince bir mont bile giyinemeyecek kadar sıcak olan Madrid’in yazını düşününce içimi bir ürperti kaplıyor açıkçası. Madrid’e turistik aktivasyon için gidecekseniz Nisan-Mayıs veya Eylül-Ekim ayları en mükemmel zamanlar.

Madrid City Card
Madrid City Card, daha çok ulaşım odaklı bir kart. Yani bu kartı almaktaki esas amaç; müze gezmek değil toplu taşımayı sınırsız kullanmak. Otobüs, metro, tren yani tüm toplu taşımada geçerli olan ve havaalanı transferlerini de kapsayan bir kart. 1 gün(10 euro), 2 gün(17 euro), 3 gün(22.5 euro), 4 gün(27 euro) ve 5 günlük (32.5 euro) seçenekleri mevcut. Madrid’de herhangi bir turist information ofisten alabilirsiniz. Kısacası Madrid City Card müze girişeri içermez, sadece ulaşım kartıdır.
Madrid Card (ya da Madrid Digital Pass)
Madrid Card ise saray ve müze girişleri, şehir turu gibi aktiviteleri içeren turistik bir kart. Dijital versiyonda ise telefonunuza indirdiğiniz bir qr kod veya dijital bilet şeklinde olan Madrid Digital Pass olarak satılıyor. Bu kart Prado Müzesi, Kraliyet Sarayı, Reina Sofia Müzesi gibi yerlere giriş bileti ve hızlı geçiş imkanı, Hop-on/Hop-off şehir turu otobüslerini kullanma hakkı, dijital sesli rehber uygulaması, bazı mağaza, restoran ve turistik aktivitelerde indirim imkanı sunuyor. Karta değişik özellikler ekleyip çıkarabiliyorsunuz. Fiyatı 91.50 euro. Web sitesini incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.
Eğer Madrid’de vaktiniz genişse ve birden çok turistik mekanı ziyaret etmeyi planlıyorsan, geçiş önceliği de sağladığından dolayı bu kartı almak mantıklı olabilir. Ancak zamanınız sınırlıysa ve bir iki yere giriş yapacaksanız o zaman hesaplı olmayabilir.

Şehir içi ulaşım
Madrid, turistik noktaları birbirine çok uzak olmayan, dokusu itibari ile yürüyerek gezmesi çok zevkli bir şehir. Büyük ihtimalle bir aksilik olmadığı takdirde siz de yürümeyi tercih edeceksiniz. Ama toplu taşımadan da bahsedelim tabii ki..

Madrid Avrupa’nın hatta Dünya’nın en geniş metro ağına sahip şehirlerinden biri. Haliyle şehir içi ulaşımın en hızlı ve en ucuz yolu metro. Kimi hatlarda değişkenlik göstermekle birlikte 06.30-01.30 saatleri arasında hizmet veren Madrid metrosu A, B1, B2, B3, C1 ve C2 gibi bölgelere ayrılmış. Bilet fiyatları A bölgesinden uzaklaştıkça artıyor. Ancak turistik noktaların hepsi A bölgesinde bulunduğundan eğer özel bir sebebiniz yoksa A bölgesinde geçerli biletleri kullanmanız yeterli. Bilet çeşitleri;
- Tek geçişlik biletler; A bölgesi için 1.5 eurodan başlıyor, istasyon sayısı arttıkça 2 euroya kadar çıkabiliyor.
- 10 geçişlik bilet; A bölgesi için 12.20 euro.
- Günlük sınırsız bilet; bir gün için 8.40 euro.
Bunlardan herhangi birini ilk defa aldığınızda kart ücreti adı altında 2.5 euro ek ödeme yapmanız gerekiyor. Maalesef bu ücreti sonradan geri alamıyorsunuz. (Örneğin; 10 geçişlik bilet için ilk seferde ödeyeceğiniz para 12.20 +2.5 euro) Yine havaalanından merkeze ya da tam tersi yöne gidecekseniz bu söylediğimiz fiyatlara ek olarak 3 euro daha ödemelisiniz. Bilet fiyatları, 11 yaş altı için %50 indirimli, 4 yaş altına ise ücretsiz. Biletleri metro istasyonlarındaki makinelerden kredi kartı ya da nakit olarak alabiliyorsunuz. Eğer seyahatiniz boyunca birkaç kez metroyu kullanırım diyorsanız 10 geçişlik olan bilet gayet mantıklı.
Metro seferleri saat 1.30’da bitmesine karşın otobüsler 23.30-05.00 arasında gece servisi yapıyorlar. Bilet fiyatları metroda bahsettiklerimle aynı. Biletleri metro istasyonlarından alabilirsiniz. Ayrıca tek kullanımlık biletleri otobüslerden de alabilirsiniz.

Havaalanı-merkez ulaşımı
Madrid Barajas Havaalanı merkeze oldukça yakın, sadece 12 km uzaklıkta. Merkeze ulaşımda birçok farklı seçenek olmasına rağmen burada da en kolay ve en hızlı ulaşım yolu yine metro.
Adolfo Suárez Madrid – Barajas Uluslararası Havalimanı’nda 4 terminal binası bulunuyor. Türkiye’den direkt sefer düzenleyen THY ve Pegasus Havayolları Terminal 1’e iniş yapıyor. Şehir merkezine giden 8 nolu metro hattı ise Terminal 2 ve Terminal 4’ten kalkıyor. Terminaller arası geçişi yürüyerek ya da shuttlelarla sağlayabilirsiniz. Bizim için konuşacak olursak Terminal 1 ve Terminal 2 birbirine çok yakın olduğu için shuttle falan gerek kalmadan havaalanı içerisinden 10-15 dk yürüyerek geçebilirsiniz. 8 nolu metro hattı merkezde Nuevos Ministerios’a kadar gidiyor. Buradan metronun geri kalan hatlarına aktarma yapabilirsiniz.

Biletlerden az önce bahsettim ama burada da tekrar kısaca değineyim. Metroda tek geçişlik bilet, 10 geçişlik bilet ya da günlük bilet tercih edebilirsiniz. Ancak havaalanı- merkez veya tam tersi yönde ulaşım için bilet fiyatlarına ek olarak 3 euro daha ödemeniz gerekiyor.

Konaklama

1. Centro: Kimi yerlerde Sol bölgesi olarak da geçiyor. Madrid’in en merkezi bölgesi. Puerta del Sol, Gran Via Caddesi, Mercado San Miguel, gibi turistik açıdan görülmesi gereken bir çok yer ve bunun yanında Madrid’in en ünlü cafe ve restoranları bu bölgede bulunuyor. Bu kadar merkezi bir yerde ucuz konaklama bulmak biraz zor olsa da Madrid’in tam kalbinde olmak istiyorum diyenlerdenseniz sizin için en uygun bölge burası.
2. Malasana&Chueca: Bu iki bölge Sol Meydanı’nın kuzeyinde bulunup tüm turistik mekanlara 10-15 dk yürüme mesafesine sahip. Bunun yanında özellikle Malasana Madrid’in gece hayatı ile ön plana çıkan bölgesi. Chueca ise Madrid’in eşcinsel bölgesi olarak biliniyor. Kısacası hareketli, ekonomik ve merkezi konum istiyorsanız bu iki bölgeyi mutlaka değerlendirmelisiniz.
3. Austrias: Madrid’in en ünlü meydanı Plaza Mayor etrafında konumlanmış tarihi bölgelerden biri. Bu bölgenin büyük kısmı zamanında Habsburglar tarafından inşa edildiği için ‘Austrias’ ismini almış. Plaza Mayor, Kraliyet Sarayı ve Almudena Katedrali gibi yapılar bu bölge sınırları içerisinde yer alıyor. Burası da Centro’ya yürüme mesafesinde bulunuyor ve ekonomik konaklama seçenekleri sunuyor. Ayrıca Plaza Mayor çevresinde birbirinden güzel cafe ve restoranlar bulunuyor.
4. La Latina&Lavapies: Bu bölgeler ise Sol Meydanı’nın güneyinde bulunuyor. Şehrin en iyi barlarının bulunduğu La Latina’da pazar günleri Madrid’in en büyük bit pazarı El Rastro kuruluyor. Yine merkeze yakın ekonomik seçenekler için değerlendirilebilir bölgeler.
5. Salamanca: Madrid’in tarihi yönününden sıyrılıp daha seçkin ve zengin yüzünü yaşamak istiyorsanız o zaman sizi Salamanca’ya alalım. Prada, Gucci, Louis Vuitton ve bu ayarda dünyaca ünlü bir çok markanın mağazası, yine oldukça lüks ve kasıntı bir çok restoran ve barın bulunduğu bir bölge. Tahmin edeceğiniz gibi konaklamalar da pahalı. Ama zaten burası parayı dert etmeyenlerin bölgesi.

Konaklama mevzusunu şöyle bir toparlayacak olursak;
– Madrid’in tam göbeğinde olup, her yere ayağınızla ulaşmak istiyorsanız bunun yanında turist kalabalığını dert etmiyorsanız Centro (ya da Sol) bölgesi,
– Centro’ya yürüyerek ulaşabilecek kadar yakın olup daha ekonomik seçenekler arıyorsanız Austrias, Malasana, Chueca ve La Latina bölgeleri,
– Gece hayatının içinde olmak istiyorsanız Malasana bölgesi,
– Para pul derdiniz yok, lüks konaklama istiyorsanız Salamanca bölgesinde konaklayabilirsiniz.
Biz Gran Via’nın hemen bir alt sokağındaki JC Rooms Chueca’da konakladık. Konumu kesinlikle harika, temizlik orta, kahvaltısı da eh işte düzeyindeydi. JC Rooms Chueca merkezi konumu ve kahvaltısı için (Madrid’de çoğu konaklamaya kahvaltı dahil değil maalesef) önerebileceğim bir otel. Ancak beklentinizi çok yüksek tutmamanız gerektiğini de söylemeliyim.

Gezilecek yerler
Madrid derli toplu, gezmesi oldukça rahat ve keyifli bir şehir. Şehirin en önemli yerlerini görmek, belli başlı aktivasyonları yerine getirebilmek için 2,5-3 gün oldukça yeterli bir süre. Bu sürenin üzerinde vaktiniz varsa Madrid çevresinde günübirlik gidip gezebileceğiniz şehirlere de zaman ayırabilirsiniz.
Biz gezi planı yaparken Madrid’i kabaca 3 bölgeye ayırdık;
1. Gün; El Rastro, Puerto del Sol, Plaza Mayor ve Mercado San Miguel yani Centro bölgesini,
2. Gün; Gran Via, Cibeles Sarayı, Alcala Kapısı, El Retiro Park, Prado Müzesi, Caixa Forum, Atocha İstasyonu, Reina Sofia yani Retiro ve Paseo del Arte bölgelerini,
3. Gün; Kraliyet Sarayı, Almudena Katedrali, Plaza Espana ve Debod Tapınağı yani Austrias bölgesini gezdik.
Akşamları daha çok Gran Via ve Plaza Mayor’da takılıp buralarda yemek yemeyi tercih ettik. Şimdi Madrid’de nereleri görmemiz gerektiğini detaylandıralım.

1. GÜN
El Rastro
Eğer yolunuz bir pazar günü Madrid’e düştüyse yapacağınız ilk şey El Rastro’yu ziyaret etmek olsun. Tarihi 19. yy’a kadar dayanan El Rastro, çevre şehir ve köylerden gelen satıcıların kurdukları tezgahlarda ikinci el veya antika ürünlerin satıldığı, Madrid’in en büyük bit pazarıdır. Son dönemde evcil hayvan bile satılan pazarda aklınıza gelen her türlü nostaljik, değişik, eski veya yeni ürünü bulabilirsiniz. Hediyelik ve hatıralık alışveriş için biz turistlere iyi bir seçenek sunuyor. Sadece pazar günleri saat 09.00-15.00 arasında, Calle Embajadores ve Ronan de Toledo arasında, üçgen şeklinde oldukça geniş bir alana kuruluyor. Özellikle akşam saatlerinde pazar inanılmaz kalabalık oluyor. Biz de Madrid’e adım atar atmaz büyük bir heyecanla El Rastro’ya koştuk ancak geciktiğimiz için sadece El Rastro’nun çöplerini görmek nasip oldu.
Metro ile ulaşım; La Latina, Embajadores ve Puerta de Toledo İstasyonları.

Puerta del Sol (Sol Meydanı)
‘Güneşin Kapısı’ anlamına gelen Puerta del Sol 15. yy’da Madrid’i saran şehir duvarlarının doğuda bulunan kapısıymış. Günümüzde ise Madrid’in en önemli, en turistik meydanlarından biri. İsmine uygun olarak güneşe benzer şekilde tasarlanmış olan meydanda 18. ve 19. yy’dan kalma bir çok önemli yapı bulunuyor.

Tam ortada yer alan heykel Madrid’in en iyi belediye başkanı (Elcalde) olarak bilinen ve bu meydanı inşa ettiren III. Carlos’a ait. 1866 yılında yapılan Saat Kulesi ise özellikle yeni yıl kutlamalarında renkli görüntülere sahne oluyor. Yılbaşına son 12 saniye kala saat kulesinin önünde her saniye bir üzüm yenilerek yılbaşına giriliyor. Ve bu keyifli ritüel İspanya’nın her yerinde canlı olarak yayınlanıyor. Madrid’e gelene kadar varlığından bihaber olduğum ‘Ayı ve Kocayemiş Ağacı Heykeli’ orijinal adıyla ‘El Oso y El Madrano’ da yine burada bulunuyor. Şehrin dünyaca ünlü futbol klüplerinden Atletico Madrid’in armasında da bulunan bu ayı heykeli Madrid’in en önemli simgesi.

Aşağıdaki resimde arkamda gördüğünüz binadaki ‘Tio Pepe’ yazısı bir süre önce Madrid’de küçük bir krize yol açmış. Şöyle ki; Tio Pepe Endülüs merkezli ünlü bir içki firmasıymış. Ve bu yazı 1960’lardan bu yana meydanda şu an Apple Store’un bulunduğu binanın üzerinde yer alıyormuş. Apple 2014 yılında bu binayı alınca yazının kaldırılmasını istemiş. Ancak Madridliler Puerta del Sol ile bütünleşen bu yazının kaldırmaması yönünde direnç göstermişler. Sonuç olarak da yazı meydanda kalmış ancak başka bir binanın üzerine asılmış. İnsanların şehirlerini koruma konusunda bu kadar bilinçli ve ısrarcı olmaları çok güzel gerçekten.

Sol Meydanı gezmesi oldukça hareketli, gezmesi çok keyifli bir yer. Etrafta bir sürü cafe ve alışveriş caddesi bulunuyor. Yine Plaza Mayor ve Gran Via’ya çok yakın konumda bulunuyor.
Metro ile ulaşım; Sol İstasyonu.
Plaza Mayor
Aslında Avrupa şehirleri temelde hep aynıdır. Dokusu çok iyi korunmuş bir tarihi merkez, merkezin de merkezinde kocaman bir meydan, daracık ara sokaklar ve bu sokakları birbirine bağlayan küçük, şirin meydanlar…
Madrid’in merkezindeki tarihi meydan ise Plaza Mayor. ‘İşte Avrupadayım’ hissini dibine kadar yaşayacağınız, Avrupa’nın en güzel meydanlarından biri. İlk kez 1561’de Kral III.Philippe zamanında tasarlanan bu meydan günümüze gelene kadar bir çok badireler atlatmış. Bir kaç kez büyük yangın görmüş, her seferinde ağır hasar almış ve yenilenmek zorunda kalmış. Günümüzdeki haline ise 1790 yılında mimar Juan de Villanueva’nın tasarımı ile kavuşmuş. Tarih içerisinde bu güzel meydanın görünümü gibi isminde de değişiklikler olmuş. İlk inşa edildiğinde ismi Plaza del Arraba iken sonrasında Plaza de la Constitucion, Plaza de la Republica ve İspanya İç Savaşı’nın sonunda da Plaza Mayor olmuş. Plaza Mayor tarih boyunca boğa güreşleri, kraliyet düğünleri ve cenazeleri, taç giyme törenleri, idamlar gibi bir çok önemli olaya tanıklık etmiş.

Toplamda 9 adet girişi bulunan Plaza Mayor’un çevresi 237 balkonu olan 3 katlı binalarla çevrilmiştir. Meydanı çevreleyen yapılardan iki kule arasında kalan, ön cephesi freskli yapı ‘Fırıncının evi’ olarak adlandırılır. Ortaçağ zamanında burada bir fırın bulunuyormuş ve fırının sahibi de bu binada yaşıyormuş. Bu nedenle bu isim verilmiş. Bu yapı günümüzde Madrid Belediyesi’nin Kültür İşleri Merkezi olarak kullanılıyor. Freskler ise orijinalleri bir yangında yok olduğu için 1990’da tekrardan yapılmış. Plaza Mayor özellikle bir şeyler yemek içmek için mükemmel bir yer.
Metro ile ulaşım; Sol istasyonu.

Mercado de San Miguel
Madrid’deki ilk günümüzü, Tapas Cenneti Mercado San Miguel’de sonlandırıyoruz. Madrid’e sadece meydan, katedral görmeye gelmedik tabii ki. Daha önce Barcelona’da tadı damağımızda kalmış İspanyol mutfağından sonuna kadar faydalanmak bizim de hakkımız elbette. Şaka bir yana da Madrid, bizim yurtdışı seyahatlerimiz içerisinde boğazımıza en çok hizmet ettiklerimizden biri oldu. ‘Bu kur ortamında pahalı değil miydi?’ diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Daha önce Berlin yazımda da bahsetmiştim. tl’ye çevrilmiş fiyatlar bile Türkiye’den daha pahalı değil. Tabii ki bu tür şeylerde sınır yoktur, çok üst düzey yerlerde çok yüksek fiyatlar ödeyebilirsiniz. Ancak seçtiğimiz mekanlarda yediğimiz içtiğimiz hiçbir şeyde Türkiye’dekinden daha fazla para ödemedik diyebilirim.


1916 yılında faaliyete giren Mercado de San Miguel Madrid’in en eski kapalı pazar yeridir. Burası daha çok ayaküstü atıştırmalık ve çeşit çeşit tapasın bulunduğu aşırı kalabalık ve bir o kadar da turistik bir yer. Her türlü tapas, deniz ürünleri, pastane ürünleri, peynir çeşitleri, paella, meyve, türlü türlü sangria… Kısacası İspanyolların tapas kültürüne dair her şeyi bulabileceğiniz bir yer. Çok güzel, çok hareketli.. Ama gelin görün ki az önce de söylediğim gibi fazlaca turistik. Fiyatlar Madrid ortalamasının oldukça üzerinde, porsiyonlar ise minicik. Başka yerde ana yemeğinden tatlısına dolu dolu yiyeceğiniz fiyata burada aç kalabilirsiniz. Bana sorarsanız Mercado de San Miguel asla doymalık bir yer değil, elinize sangrianızı alıp yudumlaya yudumlaya gezmelik bir yer. Biz de böyle yaptık zaten. Akşam yemeğini ise bu kadar yakınındayken Plaza Mayor’da meydana karşı oturup yemeyi tercih ettik ki size de bunu öneririm. Bu şekilde hem daha ekonomik hem de daha doyurucu oldu.

Mercado de San Miguel açılış saatleri; cuma, cumartesi, pazar günleri 10.00- 01.00, diğer günler ise 10.00- 24.00.
Metro ile ulaşım; Sol İstasyonu.

2.GÜN
Gran Via
Yaklaşık 1,5 km uzunluğundaki Gran Via, Madrid’in en turistik, en işlek ve gezmesi en zevkli noktalarından biri. Cadde boyunca karşılıklı bir çok ünlü markanın mağazası, birbirinden ciks cafe, restoran, tapas bar, gece klüpleri, Real Madrid ve Atletico Madrid Store ları, oturup maç izleyebileceğiniz Futbol Barlar, kısacası eğlenceye ve alışverişe dair ne ararsanız bulabileceğiniz bir yer. Özellikle geceleri oldukça hareketli oluyor. Cadde boyunca bir çok güzel bina bulunuyor, bunların içerisinde en dikkat çekeni üzerinde savaş tanrıçası Nike heykeli bulunan Metropolis binası.
Metro ile ulaşım; Gran Via istasyonu.


Kibele Meydanı (Plaza de Cibeles)
Gran Via’dan zevkli bir yürüyüş yaparak sonraki durağımız olan Kibele Meydanı’na geliyoruz. Bu meydan Madrid’in en büyük ve kalabalık meydanlarından biri. En önemli yapıları ise; Kibele Sarayı ve önündeki Kibele Çeşmesi.
Kibele Sarayı 1919 yılında inşa edilmiş ve 2011 yılına kadar Madrid Merkez Postanesi (Palacio de Comunicaciones) olarak hizmet vermiş. Günümüzde ise Madrid Belediye Meclisi’ne ev sahipliği yapıyor. Sarayın sosyal medyada çokça karşınıza çıkacak türden ünlü bir bahçesi var. Girişi ücretsiz olan saray pazar günleri kapalı. Hafta içi 08.30-21.30, cuma günleri 08.30-14.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
Sarayın önündeki Kibele Çeşmesi Madrid’in en ikonik yapılarından biri. Bu anıt 1782’de III. Carlos tarafından yaptırılmış. Mermere oyulmuş çeşme iki aslanın, yani mitolojik karakterler olan Hippomenes ve Atalanta’nın çektiği bir araba üzerinde, yeryüzünün, tarımın ve bereketin tanrıçası Kibele’yi temsil ediyor. Real Madrid taraftarları takımlarının zaferlerini bu çeşme etrafında büyük bir coşkuyla kutlamayı gelenek haline getirdiklerinden Kibele Çeşmesi’nin Real Madrid için de bir ayrı bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Metro ile ulaşım; Banco de Espana istasyonu.

Alcala Kapısı (Puerta de Alcala)
Kibele Meydanı’ndan Calle de Alcala üzerinde yaklaşık 10 dk yürüyerek Alcala Kapısı’na ulaşabilirsiniz. El Retiro Park’ın hemen yanında bulunan bu anıtsal kapı 1778 yılında Madrid’de çokça adını duyduğumuz III. Carlos tarafından yaptırılmış.
İtalyan mimar Francesco Sabatini tarafından neoklasik tarzda tasarlanan Puerta de Alcala bir Zafer Takı şeklindedir ancak klasik 3 giriş yerine 5 girişi bulunmaktadır. Anıt simetrik gibi görünse de şehrin giriş yönündeki doğu yüzünde daha zengin süslemeler yer alır. Anıtın üstünde dört ana erdemi, Metanet, Ölçülülük, Adalet ve İhtiyat, temsil eden dört çocuk figürü bulunur.

Peki biz bu güzellikleri görebildik mi; hayır.. Çünkü Madrid yönetimi Alcala Kapısı yenileme çalışmaları için bizim Madrid seyahati yapacağımız 2023 yılını seçmiş. Kapının üzerine de koskocaman bir tuval gerilmiş. Yani kısacası nasip olmayınca bizim gibi önüne kadar gidip göremiyorsunuz işte.
Metro ile ulaşım için Retiro istasyonu.
El Retiro Park
Avrupa’nın her şehrinde olduğu gibi Madrid’in de insanı sinir edercesine yeşil, doğal, içerisinde insanların mutlulukla çimlerin üzerine yayılıp piknik yaptıkları, kitap okudukları, çeşitli spor aktivitelerini gerçekleştirdikleri bir parkı var elbette; El Retiro Park. 1630-1640 yılları arasında Kral IV. Philip’in eğlenmesi için saray bahçesi olarak tasarlanan El Retiro günümüze kadar birçok balo, tiyatro, boğa güreşleri gibi etkinliğe ev sahipliği yapmış. 20. yy’da Kral XII. Alfonso parkı sadece kraliyet ailesinin kullanımından çıkarıp halka açmış. Şehrin en büyük parklarından biri olan El Retiro’nun içerisinde kayıkla gezebileceğiniz bir gölet, göletin kenarında Kral XII. Alfonso anıtı, çeşitli müzeler, sanat galerileri ve Kristal Saray bulunuyor.


Kristal Saray bence parkın içerisindeki tartışmasız en güzel yapı. 1887 yılında düzenlenen Filipin Adaları Flora Sergisi için, Londra’daki Crystal Palace’dan esinlenilerek inşa edilmiş. Günümüzde ise Madrid Belediye Meclisi ve Reina Sofia Müzesi’nin sanat sergilerine ev sahipliği yapıyor. Binanın neredeyse tamamı camdan oluştuğu için ‘Kristal Saray’ ya da ‘Cam Saray’ ismini almış.
Metro ile ulaşım için Retiro istasyonu.
Prado Müzesi
Dünya’nın en ünlü müzelerine ev sahipliği yapan Madrid sanata ilgi duyanların bayram edeceği şehirlerden biri. Şehirde bir çok müze var ama bunlardan Museo del Prado, Reina Sofia Ulusal Müze ve Sanat Merkezi ve Thyssen-Bornemisza Müzeleri çok önemli. Turistik olarak da daha çok bu üçü tercih ediliyor.
Klasik sanatın, özellikle de Kuzey Rönesans’ının en önemli eserlerinin sergilendiği Prado Müzesi Madrid’de mutlaka görmeniz gerekenler arasında.

Fra Angelico, Botticelli, El Bosco, Titian, Rembrandt, Velazquez ve Goya gibi isimlerin eserlerini görebilirsiniz. Yine Hieronymus Bosch’un üç panelden oluşan ‘Dünyevi Zevkler Bahçesi’ adlı eser burada görebilecekleriniz arasında. Pazar günleri 10.00-17.00, haftanın diğer günleri ise 10.00-18.00 saatleri arasında ziyarete açık olan müzenin girişi ise 15 euro. Buraya tıklayarak biletlerinizi online olarak alabilirsiniz.
Metro ile ulaşım; Banco de Espana istasyonu.

Caixa Forum
Caixa Forum, eski bir elektrik santralinin İspanyol Bankası La Caixa tarafından satın alınıp dönüştürülmesi ile kurulmuş daha çok modern sanat eserlerinin sergilendiği bir kültür sanat merkezidir. Sergilenen eserler kadar binanın girişindeki dikey bahçesi ile de oldukça ünlü bir yer. Fransız botanikçi Patrick Blanc’ın tasarladığı bahçe İspanya’da kurulan ilk dikey bahçe olarak biliniyor. Caixa Forum’da klasik eserlerden moden sanatın en önemli örneklerine kadar geniş bir koleksiyon bulunuyor. Bunun yanında sanat sergileri, film gösterimleri, dans, tiyatro, konser, şiir okumaları, çeşitli sempozyumlar yani kısacası sanat ve kültüre dair aklınıza gelen her türlü etkinliğe de ev sahipliği yapıyor.
Caixa Forum her gün 10.00-20.00 arasında ziyarete açık. Burada sabit bir bilet ücreti yok. Farklı etkinlikler için farklı ücretler ödemeniz gerekiyor. Örneğin; sergi ve müze gezmek için 3 euro, film gösterisi için 4 euro, konserler için 12 euro gibi. Daha detaylı inceleme için buraya tıklayarak web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Son olarak aklımdayken şunu da söyleyeyim; Caixa Forum’da harika bir Gift Store mevcut. Her türlü müze, sergi ve turistik mekanda bulunan Gift Store ları gezmeye bayılan biri olarak buradaki ürünlerin çok orijinal ve güzel olduğunu söylemeliyim.
Metro ile ulaşım; Estacion del Arte istasyonu.

Atocha Tren İstasyonu
Madrid’in merkez tren istasyonu olan Atocha, Madrid’den İspanya’nın başka bir şehrine ya da başka bir Avrupa ülkesine geçerken kullanacağınız koskocaman bir istasyon olmasının yanı sıra içerisindeki ‘Tropikal Bahçe’ ile turistik bir önem kazanıyor. Bu nedenle herhangi bir yere seyahat etmeyecek olsanız bile Sofia Müzesi’nin hemen karşısında bulunan Atocha Tren İstasyonu’nu mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. 11 Mart 2004 yılında yaşanan terör saldırıları nedeni ile içerisinde anıtsal bir kubbe de bulunuyor.



Reina Sofia Ulusal Sanat Müzesi
En başta da söylediğim gibi Madrid müze bakımından oldukça zengin bir şehir. Keşke zaman bol olsa da her biri detaylıca gezilebilse ancak maalesef gezilerimizde bu pek mümkün olmuyor. Bu nedenle biz seyahatlerimizde genellikle bir müzeyi seçip onu detaylı gezmeyi tercih ediyoruz. Madrid’deki tercihimizi ise Reina Sofia’dan yana kullandık. Bunun sebebi de benim hayranı olduğum Picasso’nun Guernica adlı eserini dünya gözüyle bir kez olsun görmek istememdi.
Madrid’de Prado Müzesi, Thyssen-Bornemizsa Müzesi ve Reina Sofia Müzesi’nin bulunduğu bölgeye Sanatın Altın Üçgeni adı veriliyor. İşte bu bölgenin güneydeki ucunu Reina Sofia Ulusal Sanat Müzesi oluşturuyor. Müzede daha çok Salvador Dali, Pablo Picasso, Juan Miro gibi İspanyol sanatçıların eserleri sergileniyor. Pablo Picasso’nun Guernica’sı ise müzenin şüphesiz en ünlü eseri. Önündeki kalabalık asla bitmiyor. Bu arada müzede çekim ya da fotoğrafa asla izin vermiyorlar ve bu konuda çok katılar. Madrid’de sadece burada değil, fotoğrafın yasak olduğu her yerde çok dikkatliler. Laf olsun diye değil gerçekten de izin vermiyorlar yani. Görevlilerin algıları tamamen açık pusuda bekliyorlar. Gizliden bile çekim yapmak çok zor haberiniz olsun.

Müzenin giriş ücreti 12 euro. Burada dikkat edilmesi gereken gitmeden önce bileti online olarak almak. Çünkü müzenin önünde inanılmaz bir sıra var ve online bilet alanların sırası oldukça hızlı ilerliyor. Bunun dışında inanması zor ama, bu kadar ünlü eserler sergilenmesine rağmen Reina Sofia Müzesi’nin ücretsiz geçiş saatleri var. Hafta içi her gün ve Cumartesi günleri 19.00-21.00 arası, Pazar günü ise 12.30-14.30 saatleri arasında ücretsiz girip müzeyi gezebilirsiniz. Ancak ücretsiz dedik diye elinizi kolunuzu sallayarak gelmeyin tabi ki. Ücretsiz ziyaret için de online olarak bilet oluşturmak zorundasınız. Diğer türlü yine çok uzun bir sıra beklemek zorunda kalırsınız. Detaylı bilet incelemesi için burayı tıklayabilirsiniz.

Bu kadar adı geçmişken Guernica’dan da azıcık bahsetmek istiyorum. 26 Nisan 1937’de İspanya İç Savaşı devam ederken Nazi Almanyasına ait 28 adet bombardıman uçağı İspanya’nın Guernica kasabasını bombalar. Saldırıda yüzlerce insan hayatını kaybederken bir çok insan da yaralanır. İşte bunun üzerine Pablo Picasso bu saldırıyı anlatan 3.5 m ye 7.8 m boyutlarındaki anıtsal eseri Guernica’yı yapar. Tablo ilk defa 1937 Paris Dünya Fuarı’nda sergilenmiş. Sonrasında Dünya turuna çıkmış, İskandinavya’dan ABD’ye kadar birçok ülke gezmiş. Her zaman da olumlu eleştiriler almamış. Hatta bazı eleştirmenler tarafından ‘dört yaşındaki herhangi bir çocuğun boyayabileceği bir vücut parçaları yığını’ olarak tanımlanmış. Kim ne derse desin Guernica günümüzde savaşın acısını ve dehşetini vurgulayan en önemli savaş karşıtı eserlerden biridir. Ve Madrid’e kadar gitmişken mutlaka görülmelidir :p
Metro ile ulaşım; Estacion del Arte.

3. GÜN
Madrid Kraliyet Sarayı (Palacio Real)
Madrid’deki 3. günümüzün ilk durağı Avrupa’nın en büyük sarayı olarak kabul edilen Kraliyet Sarayı. Aslında burada daha önce bir kale bulunuyormuş ancak bu kale 1734 Noel Arifesi’nde çıkan bir yangın sonucunda büyük hasar almış.Sonrasında kalenin yerine bugünkü Kraliyet Sarayı yapılmış. Yapımında Granit ve Madrid yakınlarında çıkan özel bir taş olan Colmenar taşı kullanılmış. Velázquez, Goya, Rubens, El Greco ve Caravaggio tablolarının duvarları süslediği Kraliyet Sarayı önemli bir sanat koleksiyonuna da ev sahipliği yapıyor. Aslında İspanyol Kraliyet Ailesi’nin ikametgahı bu saray değil. Aile Madrid dışında bulunan Zarzuela Sarayı’nda yaşıyor. Burası ise daha çok resmi törenlerde kullanılıyor.
Kraliyet Sarayı Madrid’de kesinlikle gezilmesi gereken yerlerden biri. Girişi 12 euro, ancak Madrid güneşinin altında uzun sıralar beklememek için öncesinde buraya tıklayarak biletimizi almayı unutmuyoruz.


Kraliyet Sarayı’nin girişindeki merdivenler dışında her yerde fotoğraf ve video çekimi yapmak yasak. Görevliler bu konuda oldukça katılar. Bazı yerlerde çaktırmadan telefonla çekerim diye düşünmüştüm ancak bu niyetimi anlayan bir güvenlik görevlisi saray boyunca yanımda gezdi resmen.
Metro ile ulaşım; Opera istasyonu.

Almudena Katedrali (Catedral de la Almudena)
Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında tüm ihtişamıyla Almudena Katedrali duruyor. Günümüzde Madrid başpiskoposluğunun yönetim merkezi olan Almudena Katedrali’nin yapımına 1879 yılında başlanmış. Ancak araya İspanya İç Savaşı girmiş. Üstüne bir de mimari ile ilgili fikir ayrılıkları ortaya çıkınca Katedralin yapımı 100 yıldan uzun sürmüş ve ancak 1993 yılında tamamlanıp Papa II. John Paul tarafından kutsanmış. Başlangıçta Gotik tazda planansa da daha sonra Neo-Klasik, Neo-Gotik tarzda yapılmasına karar verilmiş. Gerçekten de Katedralin hem içi hem de dışı şimdiye kadar Avrupa’da gördüklerimizden oldukça farklı. Çok daha güzel ve daha modern bir tarza sahip. Şimdiye kadar Avrupa’da gördüğüm en güzel Katedral olduğunu söyleyebilirim. Almudena’ya giriş ücretsiz ancak müzesine girmek ve kulelerine çıkmak için 7 euro verip bilet almak gerekiyor.
Metro ile ulaşım; Opera İstasyonu.


Plaza de Espana
Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında, Gran Via ile Princesa Caddeleri’nin kesişme noktasında Plaza de Espana bulunuyor. Kraliyet Sarayı’ndan Debod Tapınağı’na doğru yürüdüğünüzde de yine bu meydandan geçiyorsunuz. Madrid’in en merkezi meydanlarından biri olan Plaza de Espana’da Don Kişot’un ünlü yazarı Cervantes’e adanmış bir anıt ve şehrin ilk gökdelenleri olan Torre de Madrid ve Edificio de Espana burada bulunuyor. Plaza Mayor ve Sol Meydanı’nın aksine daha modern bir meydan olduğunu söyleyebilirim. Ama maalesef ruhu yok, onun için Mayor ve Sol Meydanları yanında hiç mi hiç şansı yok :p
Metro ile ulaşım; Plaza de Espana İstasyonu.

Debod Tapınağı
Madrid’deki son adresimiz Debod Tapınağı. Plaza de Espana’dan 5 dakika yürüme mesafesinde bulunan Cuartel de la Montana Parkı sınırları içerisinde bulunan Debod Tapınağı aslında M.Ö. 200 yılında inşa edilen bir Mısır Tapınağı. 20. yy’a kadar bir şekilde ayakta kalmayı başaran tapınak 1907 yılında Aswan Barajı’nın inşa edilmesi ile sular altında kalmaya başlamış. Zaman içerisinde yok olma tehlikesi ile yüz yüze kalan tapınak için UNESCO korunma çağrısında bulunmuş. Bunun sonucunda da Mısır Devleti, Abu Simbel Tapınakları kurtarılırken yaptığı yardımlara karşılık olarak 1968 yılında Debod Tapınağı’nı İspanya’ya bağışlamış. Tapınağın Madrid’de yeniden inşası sırasında kaybolmuş ve zarar görmüş parçaların kopyaları üretilip yerine koyulduğundan tapınağın tamamen orijinal olduğunu söylemek mümkün değil. Haftanın her günü 10.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık. Girişler tamamen ücretsiz ancak tapınağın içerisine sadece belli sayıda ziyaretçi alınıyor. Dışarı kaç kişi çıkıyorsa içeri o kadar alıyorlar. Bu da Tapınağın önünde uzun bir kuyruğa sebep oluyor.
Metro ile ulaşım; Plaza de Espana İstasyonu.


Santiago Bernabéu Stadyumu
En sona en medyatik olanını bıraktım. Yukarıda Madrid’i Madrid yapan tarihi öneme sahip bir sürü yer saydık. Ancak günümüzde birçok insan hiçbiri için değil, sadece ve sadece Real Madrid ve Satiago Bernabéu Stadyumu için bu şehre geliyor.
Dünya’nın en önemli takımlarından Real Madrid’e ev sahipliği yapan Satiago Bernabéu Stadyumu Madrid’de en çok ilgi gören yapıların başında geliyor. Burayı ziyaret etmek için illa futbol düşkünü olmanıza gerek yok çünkü olay artık futbolu aşıp tamamen turistik aktivasyona dönmüş durumda.
Kulüp tarihi boyunca çeşitli stadyumlarda maçlar yapmış, ancak 1943 yılına gelindiğinde klüp başkanı Santiago Bernabéu, daha büyük bir alana ihtiyaç olduğuna karar verip 100.000 kişi kapasiteli bir stadyum için girişimlerde bulunmuş. 1945 yılında inşasına başlanan stadyum 14 Aralık 1947’de OS Belenenses ve Real Madrid’in karşı karşıya geldiği maçta resmen açılmış. O günden beri gösterişli tasarımı ile futbolseverlerin yoğun ilgisini üzerine topluyor.
Santiago Bernabéu Stadyumu’nu turistik amaçlı girip gezmeniz mümkün. Girişte Klasik ve esnek giriş (flexible time) olmak üzere iki çeşit fiyatlandırma bulunuyor. Ziyaret girişinin belli olduğu klasik giriş 15 euro, ziyaret saatinizin belli olmadığı esnek giriş ise 18 euro. Ziyaretçiler maç günleri maçtan 5 saat öncesine kadar stadyumu gezebilirsiniz. Daha detaylı bilgi için buraya tıklayın.
Metro ile ulaşım; Santiago Bernabéu İstasyonu.

Madrid hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Tabii söz konusu İspanya olunca İspanyol Mutfağı diye bir gerçek olduğunu da unutmamak gerek. Ancak İspanyada ne yenilir?, ne içilir? nerelere gidilir? bunun için ayrı bir yazı yazacağım. Çünkü Madrid o muhteşem yemekleri olmadan yarım kalır.
Madrid, her ne kadar turistik olarak Barcelona’nın gölgesinde kalmış olsa da, gezmesi oldukça keyifli, yeni lezzetler tanıma konusunda çok şey vadeden cıvıl cıvıl bir şehir. Avrupa’da asla atlamamanız gereken şehirlerden olduğunu söylemeliyim. Başka bir seyahatimizde tekrar görüşene kadar şimdilik hoşçakalın..
Madrid yeme- içme rehberi için buraya tık tık..
Barcelona gezi yazımı okumak için buraya tıklayın lütfen.

“Madrid Seyahati: İpuçları ve Tavsiyeler” için 2 yorum